TÜRK Ortodoks Patrikhanesi Basın Sorumlusu Sevgi Erenerol, dünyayı
köleleştirmek isteyen egemen gücün, Türkiye’nin ulus devlet yapısını yıkmak
için çalıştığını söyledi. Erenerol, “Türkiye, egemen güce direnen son kaledir.
Toprak alımlarının altında da bu yatıyor. Patrik Bartholomeos da bu oyunun bir
parçası” dedi.
AB,EKÜMENİKLİK VE…!!!
Kelime anlamı olarak Ekümeniklik,günümüzde
genellikle,daha büyük bir dinî bir birliği ya da dinlerarası işbirliğini
sağlama amacını güden girişimleri ifade eder.
En geniş anlamıyla, dini birlik veya dini işbirliğinden
maksat, üç İbrahimi din olarak İslam, Hristiyanlık ve Yahudilik dinlerinin
ortak manevi değerlerine vurguda bulunan dünya kapsamında bir dini
birliktir.Denilmektedir.İslam dinindeki “hilafet”ve”Darül İslam”tarzı şeriatçı
bir yaklaşımdır.
Ekümenlik sıfatı, Hıristiyanlık dünyasına miladi 325’te
girmiştir.Roma İmparatorluğu’nun dört bir yanına yayılan Hristiyanlık her
bölgede farklı farklı yorumlanmış, her cemaat farklı farklı incillere sahip
olmuştur. Sayıları 400’ün üzerinde olan bu inciller, bir manada 400 civarında
farklı teolojik düşüncelere sahip Hristiyan cemaatlerinin ve kiliselerin
varlığına işaret etmekteydi.Hristiyanlığın yayıldığı alanın genişlemesiyle
öğretide birliği korumak ve idari bölgeleri tayin etmek amacıyla “Ekümenik
Konsiller”toplanmıştır.Ortodoks Kilisesi bu Konsilleri kabul etmiştir. Bu
Konsiller şunlardır: İznik,İstanbul,Kadıköy ve Efes. Görüldüğü üzere ilk defa 325
yılında ortaya çıkan ekümeniklik kavramı, bugün hiçbir Hristiyan Kilise ve
Mezhebinde tartışılması dahi düşünülmeyen ,iznik Konsili’nin temel ilkeleri
arasında yer almış ve ekümeniklik sıfatını taşıyabilecek merkezler,coğrafî
olarak Antakya, Roma ve iskenderiye olarak belirlenmiştir.
Patriğe Ekümenik Sıfatını Kullanma Hakkı Verilirse Ne
Olur?
Ekümenik statüsünün kullanım alanları geniştir. Eğer,
patriğe Ekümenik statüsü verilirse,Vatikanda olduğu gibi, bunun bir sonraki
aşaması bağımsızlıktır.Fener Patriği bu tarihten itibaren ya pasifize olup
Lozandan bu yana devam eden işlevini sürdürecek, ya da ekümenik statüye kavuşup
Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kanunlarının vesayetinden kurtulacak ve evrensel
bir kurum haline dönüşecektir. Birinci konumda kalırsa, Türkiye için bir
problem yoktur. Ancak, ikinci konumu geçerse Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en
büyük tehlikesiyle karşı karşıya gelecektir.
Neden?
Çünkü…
Bu durum kilisenin Vatikanlaşmaya giden yolda elde
edeceği en önemli basamaktır.
Patrikhane artık Türkiye Cumhuriyetinin bir kurumu ve
T.C. vatandaşı olan azınlığın bir kilisesi olarak addedilemez.
Tabi bu durum, Lozan antlaşmasını ihlâl etmesi de
demektir.
Misak-ı Milli sınırları Lozan anlaşmasında
belirlendi.Şimdi İstanbulun göbeğinde Bağımsız bir Emünenik sıfat,Lozan
anlaşmasını yok saymak değimlidir.O anlaşmaya muhalefet etmek değimlidir.
Fener Patrikhanesi,yapısı itibariyle İmparatorluk
Kilisesi’dir. Felsefesinde,Devlet kilisesiz, kilise devletsiz olmaz…
Patrikhane kendisini Bizans İmparatorluğu’nun vasisi
kabul etmektedir,ve Bizans hayallerini sürdürmektedir,ve kabul edilemez bir
durumdur.
Elefterotipia Gazetesine göre Fener Rum Patrikhanesi,
Türkiye’nin AB yolundaki girişimlerinden istifade edebilmek amacıyla, 2004 yılı
Aralık ayında,Atina ve Brüksel’e Türkiye’den taleplerini içeren bir mesaj
göndermiştir. Patrikhane aynı taleplerini Türk Hükûmeti’ne de göndermiştir.
Gazeteye göre bu talepler şöyle sıralanmıştır;
1) Patrikhane’nin
Ekümenikliği Türk Hükûmeti tarafından tanınmalı.
2) Heybeliada
Ruhban Okulu yeniden açılmalı.
3) Patrikhane’nin hukuki varlığı tanınmalı.
4) Patrikhane ve
Rumların mülkleri garantilenmeli.
5) El konulan
vakıf statüsü değiştirilmeli.
6) Büyükada
yetimhanesi Patrikhane’ye geri verilmeli.
7) Balıklı Rum
Hastanesine konulan yüksek vergi kaldırılmalı.
8) Yabancı ülke
vatandaşları kilise mensuplarına Türkiye’de oturma ve çalışma izni verilmeli.
9) Patrik seçimi
bütün dünyada bulunan despotlar arasından yapılmalı ve Türk vatandaşı olma
şartı kaldırılmalı.
10) El konulan
kilise ve mülkler geri verilmelidir.
Bunların yani yukarda maddeler halinde yayımlanan
isteklerin bir çoğunu AKP hükümeti zaten kabul etti,kiliselerin
imaret/onarımları,kiliselerin vergilerinin silinmesi gibi vakıflara ait maddi
ve manevi çok değerli mülkler iade edildi.Bundan sonra kalan Ekümenik sıfat
verilmesi.Bu iktidar bu hızla onuda halleder diye düşünüyorum.
Özet:
Türkiye Cumhuriyeti’nde kilise olsun... papaz olsun...
ibadet haklarına müdahale edilmesin,bütün bunlar zaten var. Fakat Ekümenlik
sıfatının resmen uygulama hakkı kabul edilemez,asla ve asla verilmemeli.Zaten
böyle bir sıfatın herhangi birine verilmesi,T.C.K.’na göre suçtur.
Ayrıca, Hıristiyanlara veya herhangi birine, devlet
içinde devlet kurma ve T.C.’nin hiçe sayılması gibi ağır konuları Türk halkı
savaş sebebi sayar…ve sayarız.
Ruhban Okulu:
Heybeli Ada adeta Hıristiyanların ve Ekümenikliğin manevi
adaları gibidir. Küçük bir yüz ölçümüne sahip olan ada da altı kilise bir de
Ruhban Okulu vardır
Heybeli Ada’daki Ruhban Okulu 1844 yılında açıldı.
Ortaokul, lise ve teoloji eğitimi verilmiş çeşitli baskılardan dolayı 1971’de,
özel yüksek okulları kapatan 625 sayılı özel kanunla kapatıldığında, bir daha
açılmamıştır.
Ruhban Okulu’un Fiziki Tanımı;
Ruhban okulu üç katlı otantik bir yapıdır. Bazı
rivayetlere göre yüz odası vardır. Haybeli Ada’da çok geniş bir arazide
kurulmuş olan Ruhban Okulu, gelecekte üniversite yapılması için aday
gösterilmektedir. (Bu konuda Hıristiyan dünyası internet vasıtasıyla da çalışmalarını
sürdürüyor.)
Dünyanın hemen hemen bütün liderlerinin ziyaret ettiği
Ruhban Okulu, patrikhaneye bağlıydı. Bu okul 127 yılda 930 mezun vermiş,
bunlardan 343’ü piskoposluğa 12’si patriklik makamına getirilmiştir. 127
öğrencinin yetiştirildiği yıllar 1950-1969 arasıdır.
Heybeli Ada’da, Ruhban Okulu’ndan hemen hemen her ırktan
azda olsa öğrenci mezun olmuştur.
Ruhban Okulu’nun Önemi:
Ruhban Okulu,Hıristiyanlık için çok önemli bir
kurumdur.Önemi şuradan kaynaklanmaktadır.
“Ruhban
okulu,Ortodoks yayılmacılığının harp okuludur.”Hıristiyan çocukları, kendi
dinlerinin öğretildiği bir okulda okurlarsa,Yani Ruhban okulunda okur ve mezun
olurlarsa gidecekleri tek yer,ekümenik sistemdir.Yani İstanbul’ açmayı
planladıkları yere yetişmiş elemanı istihdamı yapılacaktır.
AB VE EKÜMENİKLİK:
Son yıllarda Avrupa Birliği’nin Türkiye’den sürekli
istediği konulardan biri, Fener Rum Patrikhanesi’nin ekümenikliğinin kabulü ve
Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılmasıdır. AKP
iktidarı da, hem Avrupa Birliği’ni memnun ederek
karşılığında bazı tavizler koparmak, hem de
Türkiye’deki laik düzeni zayıflatmak amacıyla, bu
taleplere gereken sert tepkiyi göstermekten
kaçınmaktadır. Bazen, bu taleplerin yerine
getirilebileceği konusunda mesajlar da verilmektedir.
Avrupa Parlamentosu’nun 24 Ekim 1996 tarihli bir
kararında İstanbul yerine iki yerde, Bizans
İmparatorluğu dönemindeki adıyla “Konstantinapolis”
sözcüğü kullanılmakta ve Patrikhane’nin
ekümenik olduğu çeşitli yerlerde ilan edilmektedir.
İlgili kararın bir bölümü şöyledir:
Avrupa Parlamentosu, “dünyanın her tarafındaki
milyonlarca Ortodoks Hıristiyan için
Konstantinopolis’teki Partikhane’nin önemini gözönünde
bulundurarak, …Türk yetkililerinin
Ekümenik Patrikhanenin tam olarak korunması konusundaki
yükümlülüklerinin farkında
olarak, …Ekümenik Patrikhanenin ve diğer dinsel yerlerin
binalarının korunması için gerekli
önlemleri alması için Türk yetkililerine çağrıda
bulunur.” (24.10.1996)Avrupa Komisyonu’nun 6 Ekim 2004 günü açıklanan
raporunda’da “ekümenik Patrik ünvanının aleni olarak kullanılması hala
yasaktır” denilerek, Türkiye eleştirilmektedir.
Avrupa Parlamentosu, “Ortodoks,yayılmacılığının Harp
Okulu” olan Heybeliada Ruhban Okulu’nun tekrar açılmasını istemektedir.
Avrupa Parlamentosu,“Patrikhane’ye doğrudan bağlı olan
Heybeliada Ruhban Okulu’nun derhal yeniden açılması çağrısında bulunur.”
(24.10.1996)5Avrupa Komisyonu 2000 yılına ilişkin İlerleme Raporu’nda
“Heybeliada’daki Ruhban Okulu’nun kapalı kalması konusu da dahil olmak üzere,
1923 Lozan Antlaşması kapsamında olsunlar olmasından, Müslüman olmayan tüm
kesimlerin somut taleplerinin gerektiği gibi incelenmesi gerektiğini”
belirtmekteydi (8.11.2000)6Avrupa Komisyonu, bu konuda 2001 yılında Türkiye’yi
şöyle eleştirmekteydi:
“Ancak Hıristiyan kiliseleri, özellikle mülkiyetle ilgili
olarak, zorluklarla karşı karşıya bulunmaya devam etmektedir. Heybeliada’daki
Ortodoks Ruhban Okulu’nun 1971 yılında kapatılması konusunda bir ilerleme
bildirilememiştir. Çeşitli kiliselerin yasal statülerinin tanınmamış olması,
dini personelin Türkiye’ye erişebilmesi de dahil olmak üzere, bazı kısıtlar
yaratmaktadır.” (13.11.2001)
Avrupa Komisyonu’nun 2004 yılı İlerleme Raporu’nda da
“1971’den bu yana kapalı olan Rum Ortodoks Heybeliada ruhban okulu hala
açılmamıştır” denmekteydi .Avrupa Birliği emperyalist bir güçtür ve izlediği
politikalar,Türkiye Cumhuriyeti’nin temel niteliklerini yok etmeye,Türk
milletini oluşturan unsurları birbirinden ayrıştırarak birbirine düşman etmeye
yöneliktir. AB emperyalizminin Balkanlar politikası ise hem AB’yi Rusya’ya
karşıdaha güçlü kılmayı, hem de Türkiye’yi çözüp dağıtmalı amaçlamaktadır. Bu
konularda Avrupa Birliği ile işbirliği yapanlar, emperyalistlerin aleti
konumuna düşmenin ötesinde,Türkiye’ye de büyük zarar vermektedir.
ÖZET
*Ekümenik adı altında Vatikan tarzı devlet kurulması.
*Bizans İmparatorluğu hayalleri.
*Egemen Güçlerin,Türkiye ve Ortadoğuyu istanbuldan
yönetecek olmaları.
*AKP’nin Dinlerarası Diyalog,ılımlı İslam diye
Avrupa,Avrupa dolaşıp anlattığı İslamafobi yani “İslam düşüncesini sulandırma
operasyonu”’da bunun bir parçasıdır.
Selam,saygı ve dua ile…!!!
Yaşar KİRAZ
KONYA
KAYNAK;
*(Belik, İzzettin, Tercüme: İbrahim Cücük, Dr. Vecdi
Akyüz, Dr. Salim Öğüt, sh: 227, Ayet ve Hadislerle İslâmi Hayat, cilt 1. İklim
Yayınları, 1992, İstanbul).
*www.dogruhaber.com.tr
*Aytunç ALTINDAL
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder