29 Temmuz 2013 Pazartesi

AB VE EKÜMENİKLİK

TÜRK Ortodoks Patrikhanesi Basın Sorumlusu Sevgi Erenerol, dünyayı köleleştirmek isteyen egemen gücün, Türkiye’nin ulus devlet yapısını yıkmak için çalıştığını söyledi. Erenerol, “Türkiye, egemen güce direnen son kaledir. Toprak alımlarının altında da bu yatıyor. Patrik Bartholomeos da bu oyunun bir parçası” dedi.


AB,EKÜMENİKLİK VE…!!!

Kelime anlamı olarak Ekümeniklik,günümüzde genellikle,daha büyük bir dinî bir birliği ya da dinlerarası işbirliğini sağlama amacını güden girişimleri ifade eder.
En geniş anlamıyla, dini birlik veya dini işbirliğinden maksat, üç İbrahimi din olarak İslam, Hristiyanlık ve Yahudilik dinlerinin ortak manevi değerlerine vurguda bulunan dünya kapsamında bir dini birliktir.Denilmektedir.İslam dinindeki “hilafet”ve”Darül İslam”tarzı şeriatçı bir yaklaşımdır.

Ekümenlik sıfatı, Hıristiyanlık dünyasına miladi 325’te girmiştir.Roma İmparatorluğu’nun dört bir yanına yayılan Hristiyanlık her bölgede farklı farklı yorumlanmış, her cemaat farklı farklı incillere sahip olmuştur. Sayıları 400’ün üzerinde olan bu inciller, bir manada 400 civarında farklı teolojik düşüncelere sahip Hristiyan cemaatlerinin ve kiliselerin varlığına işaret etmekteydi.Hristiyanlığın yayıldığı alanın genişlemesiyle öğretide birliği korumak ve idari bölgeleri tayin etmek amacıyla “Ekümenik Konsiller”toplanmıştır.Ortodoks Kilisesi bu Konsilleri kabul etmiştir. Bu Konsiller şunlardır: İznik,İstanbul,Kadıköy ve Efes. Görüldüğü üzere ilk defa 325 yılında ortaya çıkan ekümeniklik kavramı, bugün hiçbir Hristiyan Kilise ve Mezhebinde tartışılması dahi düşünülmeyen ,iznik Konsili’nin temel ilkeleri arasında yer almış ve ekümeniklik sıfatını taşıyabilecek merkezler,coğrafî olarak Antakya, Roma ve iskenderiye olarak belirlenmiştir.

Patriğe Ekümenik Sıfatını Kullanma Hakkı Verilirse Ne Olur?

Ekümenik statüsünün kullanım alanları geniştir. Eğer, patriğe Ekümenik statüsü verilirse,Vatikanda olduğu gibi, bunun bir sonraki aşaması bağımsızlıktır.Fener Patriği bu tarihten itibaren ya pasifize olup Lozandan bu yana devam eden işlevini sürdürecek, ya da ekümenik statüye kavuşup Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kanunlarının vesayetinden kurtulacak ve evrensel bir kurum haline dönüşecektir. Birinci konumda kalırsa, Türkiye için bir problem yoktur. Ancak, ikinci konumu geçerse Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük tehlikesiyle karşı karşıya gelecektir.

Neden?

Çünkü…

Bu durum kilisenin Vatikanlaşmaya giden yolda elde edeceği en önemli basamaktır.
Patrikhane artık Türkiye Cumhuriyetinin bir kurumu ve T.C. vatandaşı olan azınlığın bir kilisesi olarak addedilemez.
Tabi bu durum, Lozan antlaşmasını ihlâl etmesi de demektir.
Misak-ı Milli sınırları Lozan anlaşmasında belirlendi.Şimdi İstanbulun göbeğinde Bağımsız bir Emünenik sıfat,Lozan anlaşmasını yok saymak değimlidir.O anlaşmaya muhalefet etmek değimlidir.
Fener Patrikhanesi,yapısı itibariyle İmparatorluk Kilisesi’dir. Felsefesinde,Devlet kilisesiz, kilise devletsiz olmaz…
Patrikhane kendisini Bizans İmparatorluğu’nun vasisi kabul etmektedir,ve Bizans hayallerini sürdürmektedir,ve kabul edilemez bir durumdur.
Elefterotipia Gazetesine göre Fener Rum Patrikhanesi, Türkiye’nin AB yolundaki girişimlerinden istifade edebilmek amacıyla, 2004 yılı Aralık ayında,Atina ve Brüksel’e Türkiye’den taleplerini içeren bir mesaj göndermiştir. Patrikhane aynı taleplerini Türk Hükûmeti’ne de göndermiştir.
Gazeteye göre bu talepler şöyle sıralanmıştır;

 1) Patrikhane’nin Ekümenikliği Türk Hükûmeti tarafından tanınmalı.
 2) Heybeliada Ruhban Okulu yeniden açılmalı.
3) Patrikhane’nin hukuki varlığı tanınmalı.
 4) Patrikhane ve Rumların mülkleri garantilenmeli.
 5) El konulan vakıf statüsü değiştirilmeli.
 6) Büyükada yetimhanesi Patrikhane’ye geri verilmeli.
 7) Balıklı Rum Hastanesine konulan yüksek vergi kaldırılmalı.
 8) Yabancı ülke vatandaşları kilise mensuplarına Türkiye’de oturma ve çalışma izni verilmeli.
 9) Patrik seçimi bütün dünyada bulunan despotlar arasından yapılmalı ve Türk vatandaşı olma şartı kaldırılmalı.
 10) El konulan kilise ve mülkler geri verilmelidir.

Bunların yani yukarda maddeler halinde yayımlanan isteklerin bir çoğunu AKP hükümeti zaten kabul etti,kiliselerin imaret/onarımları,kiliselerin vergilerinin silinmesi gibi vakıflara ait maddi ve manevi çok değerli mülkler iade edildi.Bundan sonra kalan Ekümenik sıfat verilmesi.Bu iktidar bu hızla onuda halleder diye düşünüyorum.

Özet:

Türkiye Cumhuriyeti’nde kilise olsun... papaz olsun... ibadet haklarına müdahale edilmesin,bütün bunlar zaten var. Fakat Ekümenlik sıfatının resmen uygulama hakkı kabul edilemez,asla ve asla verilmemeli.Zaten böyle bir sıfatın herhangi birine verilmesi,T.C.K.’na göre suçtur.
Ayrıca, Hıristiyanlara veya herhangi birine, devlet içinde devlet kurma ve T.C.’nin hiçe sayılması gibi ağır konuları Türk halkı savaş sebebi sayar…ve sayarız.

Ruhban Okulu:

Heybeli Ada adeta Hıristiyanların ve Ekümenikliğin manevi adaları gibidir. Küçük bir yüz ölçümüne sahip olan ada da altı kilise bir de Ruhban Okulu vardır
Heybeli Ada’daki Ruhban Okulu 1844 yılında açıldı. Ortaokul, lise ve teoloji eğitimi verilmiş çeşitli baskılardan dolayı 1971’de, özel yüksek okulları kapatan 625 sayılı özel kanunla kapatıldığında, bir daha açılmamıştır.
Ruhban Okulu’un Fiziki Tanımı;
Ruhban okulu üç katlı otantik bir yapıdır. Bazı rivayetlere göre yüz odası vardır. Haybeli Ada’da çok geniş bir arazide kurulmuş olan Ruhban Okulu, gelecekte üniversite yapılması için aday gösterilmektedir. (Bu konuda Hıristiyan dünyası internet vasıtasıyla da çalışmalarını sürdürüyor.)
Dünyanın hemen hemen bütün liderlerinin ziyaret ettiği Ruhban Okulu, patrikhaneye bağlıydı. Bu okul 127 yılda 930 mezun vermiş, bunlardan 343’ü piskoposluğa 12’si patriklik makamına getirilmiştir. 127 öğrencinin yetiştirildiği yıllar 1950-1969 arasıdır.
Heybeli Ada’da, Ruhban Okulu’ndan hemen hemen her ırktan azda olsa öğrenci mezun olmuştur.
Ruhban Okulu’nun Önemi:
Ruhban Okulu,Hıristiyanlık için çok önemli bir kurumdur.Önemi şuradan kaynaklanmaktadır.
 “Ruhban okulu,Ortodoks yayılmacılığının harp okuludur.”Hıristiyan çocukları, kendi dinlerinin öğretildiği bir okulda okurlarsa,Yani Ruhban okulunda okur ve mezun olurlarsa gidecekleri tek yer,ekümenik sistemdir.Yani İstanbul’ açmayı planladıkları yere yetişmiş elemanı istihdamı yapılacaktır.

AB VE EKÜMENİKLİK:

Son yıllarda Avrupa Birliği’nin Türkiye’den sürekli istediği konulardan biri, Fener Rum Patrikhanesi’nin ekümenikliğinin kabulü ve Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılmasıdır. AKP
iktidarı da, hem Avrupa Birliği’ni memnun ederek karşılığında bazı tavizler koparmak, hem de
Türkiye’deki laik düzeni zayıflatmak amacıyla, bu taleplere gereken sert tepkiyi göstermekten
kaçınmaktadır. Bazen, bu taleplerin yerine getirilebileceği konusunda mesajlar da verilmektedir.
Avrupa Parlamentosu’nun 24 Ekim 1996 tarihli bir kararında İstanbul yerine iki yerde, Bizans
İmparatorluğu dönemindeki adıyla “Konstantinapolis” sözcüğü kullanılmakta ve Patrikhane’nin
ekümenik olduğu çeşitli yerlerde ilan edilmektedir. İlgili kararın bir bölümü şöyledir:
Avrupa Parlamentosu, “dünyanın her tarafındaki milyonlarca Ortodoks  Hıristiyan için
Konstantinopolis’teki Partikhane’nin önemini gözönünde bulundurarak, …Türk yetkililerinin
Ekümenik Patrikhanenin tam olarak korunması konusundaki yükümlülüklerinin farkında
olarak, …Ekümenik Patrikhanenin ve diğer dinsel yerlerin binalarının korunması için gerekli
önlemleri alması için Türk yetkililerine çağrıda bulunur.” (24.10.1996)Avrupa Komisyonu’nun 6 Ekim 2004 günü açıklanan raporunda’da “ekümenik Patrik ünvanının aleni olarak kullanılması hala yasaktır” denilerek, Türkiye eleştirilmektedir.
Avrupa Parlamentosu, “Ortodoks,yayılmacılığının Harp Okulu” olan Heybeliada Ruhban Okulu’nun tekrar açılmasını istemektedir.
Avrupa Parlamentosu,“Patrikhane’ye doğrudan bağlı olan Heybeliada Ruhban Okulu’nun derhal yeniden açılması çağrısında bulunur.” (24.10.1996)5Avrupa Komisyonu 2000 yılına ilişkin İlerleme Raporu’nda “Heybeliada’daki Ruhban Okulu’nun kapalı kalması konusu da dahil olmak üzere, 1923 Lozan Antlaşması kapsamında olsunlar olmasından, Müslüman olmayan tüm kesimlerin somut taleplerinin gerektiği gibi incelenmesi gerektiğini” belirtmekteydi (8.11.2000)6Avrupa Komisyonu, bu konuda 2001 yılında Türkiye’yi şöyle eleştirmekteydi:
“Ancak Hıristiyan kiliseleri, özellikle mülkiyetle ilgili olarak, zorluklarla karşı karşıya bulunmaya devam etmektedir. Heybeliada’daki Ortodoks Ruhban Okulu’nun 1971 yılında kapatılması konusunda bir ilerleme bildirilememiştir. Çeşitli kiliselerin yasal statülerinin tanınmamış olması, dini personelin Türkiye’ye erişebilmesi de dahil olmak üzere, bazı kısıtlar yaratmaktadır.” (13.11.2001)

Avrupa Komisyonu’nun 2004 yılı İlerleme Raporu’nda da “1971’den bu yana kapalı olan Rum Ortodoks Heybeliada ruhban okulu hala açılmamıştır” denmekteydi .Avrupa Birliği emperyalist bir güçtür ve izlediği politikalar,Türkiye Cumhuriyeti’nin temel niteliklerini yok etmeye,Türk milletini oluşturan unsurları birbirinden ayrıştırarak birbirine düşman etmeye yöneliktir. AB emperyalizminin Balkanlar politikası ise hem AB’yi Rusya’ya karşıdaha güçlü kılmayı, hem de Türkiye’yi çözüp dağıtmalı amaçlamaktadır. Bu konularda Avrupa Birliği ile işbirliği yapanlar, emperyalistlerin aleti konumuna düşmenin ötesinde,Türkiye’ye de büyük zarar vermektedir.

ÖZET

*Ekümenik adı altında Vatikan tarzı devlet kurulması.
*Bizans İmparatorluğu hayalleri.
*Egemen Güçlerin,Türkiye ve Ortadoğuyu istanbuldan yönetecek olmaları.
*AKP’nin Dinlerarası Diyalog,ılımlı İslam diye Avrupa,Avrupa dolaşıp anlattığı İslamafobi yani “İslam düşüncesini sulandırma operasyonu”’da bunun bir parçasıdır.


Selam,saygı ve dua ile…!!!



Yaşar KİRAZ
KONYA




KAYNAK;
*(Belik, İzzettin, Tercüme: İbrahim Cücük, Dr. Vecdi Akyüz, Dr. Salim Öğüt, sh: 227, Ayet ve Hadislerle İslâmi Hayat, cilt 1. İklim Yayınları, 1992, İstanbul).
*www.dogruhaber.com.tr
*Aytunç ALTINDAL



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...